1 Mayıs 2008 Perşembe

KURBAN KESMEK

Müslümanlardan gücü yeten herkes her yıl kurban keserek üçte ikisini fakirlere ve komşularına dağıtmaları ilahi bir emirdir. Batı dünyasında art niyetli medya milyonlarca hayvanın kesilişini bir katliam olarak kamuoyuna duyurur ve islamı karalamaya çalışır.

Fakat müslüman ülkelerin pek çoğunda yıllık kırmızı et tüketimi 2-16 kg civarında avrupa ve amerikada ise 70-90 kg civarındadır. Bu durum şu anlama gelir ki, müslümanlar batı dünyasının beşte birinden daha az hayvanı öldürmektedirler.

Ayrıca insan bedeni belli bir miktarda kırmızı et tüketimine ihtiyaç duymaktadır; sağlıklı gelişmesi ve yaşaması için. Ancak Kurban Bayramlarında fakir halk sağlıklı yaşaması için gerekli et miktarını yeterli oranda tüketilebilmektedir.

Fakat bazı eleştiriler vardır ki haklı olan bunlar da suç, dinin değil insanlarındır. Örneğin; Kurban kanının iyi temizlenmemesi, sokaktaki çöplere artıkların doldurulması vs. Ancak modern müslüman toplumlarda artık kesimler, denetim altında özel alanlarda uzmanlar tarafından yaptırılmaktadır. Çevreyi kirleterek rahatsız edenlere cezalar verilmektedir. Temiz olmak ise islamın en büyük emirlerinden birisidir.

Kurban kesiminde fakir halka et dağıtılarak insanların leziz yemekler yemesi ve sağlıklı beslenmesinin sağlanmasından önemli başka hususlarda vardır. Ölüm hayatın en büyük gerçeğidir. İnsanın her an ölebileceği düşüncesini yitirmeden, hayatındaki her saniyeyi kıymetini bilerek ve en yüksek verimle kullanması gerekmektedir. İnsanlar öleceklerini elbette bilirler fakat buna karşı duyarsız durumdadırlar. Kurban bayramında eğer isterse bir kişi kesim alanına giderek görevli kişilerin kesimine şahit olabilir yada tekniğini öğrendikten sonra küçükbaş bir hayvanı öldürebilir. Bu insan ne kazandırır?

Çocukluk yıllarımda ilk kez bir koyunun kesilişini görmüştüm. Her çocuğa olduğu gibi bende de panik yaratmıştı bu görüntüler. Fakat ölümün ne demek olduğunu ve kaçışı olmayan bu durumu düşündükçe ne yapmam gerektiğini, hayata ve ölüme nasıl hazırlanmam gerektiğini daha derinden düşünmeye ve ikisine de saygı duymaya başladım. Yaşam da ölümde bir gerçekti. Her yıl bu görüntüleri gördükçe tesiri bende azalmaya başladı artık görünce korkmuyordum. Bu bana kaza anlarında, vücudumda bir yer kesilip kan gördüğümde ve benzeri durumlarda daha soğukkanlı olma yeteneği kazandırdı. Allah böyle emretmiş ve canlıların ölüsünü de kıymetli kılıp toprak olmadan evvel yenilerek değerlendirilmesini uygun görmüştü. Kainatta herşey değerliydi ve hiç bir şey çöpe atılmıyordu.

Birgün ateist bir arkadaşım kurban kestiğimiz için bize “siz vahşisiniz, nasıl kıyıyorsunuz o zavallı hayvanlara” demişti. Ona hiç et yeyip yemediğini sordum. Cevabından anladım ki benden en az on kat fazla et yiyor. Herhalde kendi yediği etlerin hayvanlardan değilde ağaçtan toplandığını zannediyordu. Bunun gibi pek çok islam düşmanı hiç düşünmeden bazen de komik duruma düşerek suçlamalarda bulunmaktadır. Bir eleştiri de bu sefer bilgisiz bir müslümandan gelmişti. Hayvanların neden boğazını kestiğimizi, bunun yerine elektrik yada iğne gibi daha az acı veren yöntemler kullanmadığımızı soruyordu.

Hayvanın boğazındaki damarlarının kesilmesi vücudundaki kanın en hızlı ve uygun şekilde boşaltılmasını sağlamaktadır. Kan hem sağlığa zararlı hem de etin tadını bozucudur. Diğer yöntemlerde bu mümkün olmamaktadır. Elektrik yada zehir verildiği zaman hayvanın acı çekmediği ise sadece bir zandır. Zehirlenmiş hayvanı yiyen kişi elbette zehirlenecektir. İnsanlar bilgilendikçe Allah’ın Kuran yoluyla verdiği emirlerine olan hayranlıkları ve bağlılıkları artacaktır.

ORUCUN İNCELİĞİ

Çekilen acılar ve hasretlikt hissi insanın yüreğini inceltir, onu olgunlaştırır. Çocukluğun şımarıklığından kurtulmasını ve halden anlamasını sağlar.

Bunun gibi kişi şahsi amaçları doğrultusunda hırsla değil de ulvi bir amaç için acılara göğüs gererse olgunlaşıp ağırlaşır. Aynı acıları çeken herkesin dostu ve sevgilisi olur. Bunu rahat yaşayıp acı tasa nedir bilmeyen kimselerin bilmesine ve ciddiye almasına imkan yoktur.

Bir ramazan ayında yorgun olarak eve gelip iftarımı bir su içip yemek yemeden uyuduğumu hatırlıyorum. Uyandığımda ise güneş doğmuştu. Ben önceki gece oruç bugün için oruç tutmaya niyetli olduğumdan sahur yapmış gibi oruca devam ettim. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi 40 saate yakın aç ve susuz kalmak beni epey bir zorlamıştı. O akşam açlığı ve suszluğu unutmak için yollara çıkıp yürümek istedim biraz hava almak... Cebimde ne istersem yiyebileceğim kadar para vardı. Fakat ben lokantaların önünden geçerken sadece uzaktan bakıyordum ve yutkunuyordum. O an aklıma bazı zor durumdaki kardeşlerim geldi. Yanlarına gittim ve onlara çok ısarar ettim iftarı benimle açmaları için sonunda kabul ettiler ve 8 kişi ile birlikte lokantaya gittik. Hep birlikte iştahla iftar açtık. Hayatımdaki en güzel anlardan birisi buydu belki de. En kötü gün mü? Bu aç kaldığım gün değildi çünkü o gün bunu Allah için yapmış ve içimdeki bütün kötülüklerin yandığını, piştiğimi hissediyordum. Demiştim ki “evet ben insan oluyorum işte şimdi, yüreğim erimeye başladı, meğersem ne taşmış”. Ve elimde olmadan Allah’a yakınlaşıyor içimde aşk hali meydana geliyordu. Anladım ki o an tok ve kendini beğenmiş bir insanın yürekten sevebilmesi mümkün değil. Önce kibirden kurtuluyor insan, sonra da çaresizlik ve iç acısıyla büyüyor aşk.

ORUCUN VUCUDA OLAN BÜYÜK FAYDALARI

Mide ve karaciğer adeta Ramazan ayını beklemekte neredeyse 24 saat boyunca çalışmaktan ötürü yıpranmaktadır. Oruç tutmaya başlandığında ise bayram yaparak kendileri için gerekli yeniden yapılanmayı rahatça yapar hale gelirler ve dinlenirler. Normal sıhhatli insanlar,oruç tutarken karaciğere sindirim neticesinde düşen iş azalacağından, karaciğerde zehirsizleştirme hadisesine daha fazla imkan hasıl olmuş olur. Vücut, şahıs oruçlu iken maddi olarak ta temizlenmiş olur.

Peygamber efendimiz orucu bedenin zekatı olarak anlatmıştır. Zekat temizlenmek manasında kullanılır. Bir şeyin fazlasının giderek bereketinin artması ziyadeleşmesi gibi anlamları vardır.

Oruç adeta bıçaksız ameliyattır ve pek çok hastalığın tedavisi için doktorlar belki de orucu bilmeden onu tavsiye ederler.

Oruçlunun kalbi günde 15000 defa daha az atarak dinlenir güç toplar. Kalbin direnci artar.

İftar ve sahur da ölçülü yemek yemek vücudun fazla yağlarından kurtulmasına sebep verir. Böylece şişmanlığı engeller. Şişmenlık ise asrın en büyük hastalıklarındandır ve yüzlerce hastalığa kapı açar.

Hz Aişe RA diyor ki;

- “Allah’ın Resulü üç gün peş peşe karnını doyurmamışlardır. İsteseydi doyururdu. Lakin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi ”

Ebu Kerime RA. şöyle rivayet etmiştir ;

- “ Peygamberden işittim. Buyurdu ki : “Ademoğlu karnından daha fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak bir kaç lokma nesine yetmez. Behemahal fazla yemek mecburiyetinde ise, karnnın üçte birini üçte birini içeceği suya ve üçte birini nefese ayırmalıdır”

Peygamber efendimiz günde iki sefer yemek yerdi ve sofradan mutlaka doymadan kalkardı.

“ Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü allah israf edenleri sevmez “ ( Araf 31 ) ayetinde israfın gerçek manası gereğinden fazla yiyerek hem bedenine hem ruhuna kısa süreli az bir zevk için eziyet vermek, bütün hayatını kötüleştirmek manasında da algılanması daha yerinde olabilir.

Çok yemek aynı zamanda bedeni aklı uyuşturur, yemekten sonra insanın üzerine bir yorgunluk ve uyku hali çöker. Çünkü kanın çoğu çok çalışmak zorunda bırakılan sindirim sistemine aktarılmaya başlar ve beyne giden kan azalır. Bu da düşünmede zorluk ve ağırlık yaratır. Aynı zamanda karnı tok olanın kalbinde ki incelik azalır, ruhundaki aydınlık ve maneviyat perdelenir.

Neüice olarak dinimizce emredilen oruç, asrımızda artan damar sertliği ve arkasından gelen yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, damar tıkanmaları ve böbrek hastalıkları için son derece önemli bir sağlık azanma egzersizidir.

Fakat oruç sadece yemeyip içmemek demek değildir. “ peygamberimiz yalancılık veya gıybet yapanların boşuna oruç tutmamalarını söylemiştir. İbadetlerin asıl faydası maneviyatadır. Bunlar öyle hazinelerdir ki kişiyi hasta bile etse ibadet yapılmalıdır. Fakat ibadet emrinide veren, vucududa yaratan Allah olduğu için ikisini birbirine uyumlu ve faydalı kılmıştır.

Pek çok kişi vardır ki Ramazanı fırsat bilerek sigarayı bırakmışlardır. Ülkemizde bile pek çok içki bağımlısı insan Ramazan ayının kutsallığı hatrına bu ayda içki ve fuzuli eğlenceyi terkederler. Batıda bu kadar süre bile olsa içkiyi bıraktırabilmek için klinik tedavileri uygulanmaktadır. Pek çok müslümana sorulduğunda içki içmemesinin sebebini dinimizde haram kılındığı için olduğunu söyleceklerdir. Din ve inanç; ilaçlardan, kılıçlardan, ordulardan daha kuvvetlidir. Çünkü gücünü insanın yüreğine büyük harflerle yazılmış olan Allah’tan alır. Hiç bir güç içki içen bir topluma içkiyi bıraktıramazdı ne hapis ne ölüm, insanlar imkan buldukça gizli gizli içerlerdi ki nitekim tarihte örnekleri vardır.

HAC MUCİZESİ VE LEY HATLARI

İslam dinine göre gücü yeten her müslümanın belli bir günde Mekke’de bulunan Kabe’ye giderek çevresinde yürümesi ve arafata gitmesi gerekmektedir. Elbette mucizelerle dolu islam dininde ki bu emir siyah örtülü küçük bir yapıyı görmek için verilmemiştir.

Hac vazifesi öyle övülür ki peygamber efendimiz tarafından , hac esnasında yapılacak duaların çok makbul olduğu, giden her inançlının tüm günahlarının affedileceği bize bildirilmektedir.

Acaba bize bu denli maneviyat ve duygusal halimizde bir farklılık, derinlik meydana getirecek bu sır nedir?

Şimdi bilim adamlarının hazırlamış olduğu bazı yazılarla ilk önce yeryüzünde bulunan ve ancak yakın zamanda keşfedilmiş “ley hatlarının” tanımını öğrenelim.

İngiliz bilim adamları, yerin altında ley hatları adını verdikleri,pozitif ve negatif olmak üzere ikiye ayrılan hatlar keşfettiler. pozitif olanlarının dünyada en çok yoğun bulunduğu bölgenin de 1.sırada Arafat, 2.sırada Kabe'nin bulunduğu yer ve etrafı olduğu saptandı.
Eminim sizlerde farketmişsinizdir, hiç gitmediğiniz bir yere gittiğinizde o yerden yada şehirden aldığınız titreşimler daha farklıdır. Sanki kendi ait bir ruhu vardır şehirlerin. Daha da ince bakarsak gezi esnasında bulduğunuz bir kayalık alanın yanından geçerken sanki orada diğer yerlerden farklı bir şey vardır. Bu tip yerler bazen korkutur ürpertir, bazen de huzur ve mutluluk ile mistizm aşılar. Bunun nedeni o bölgenin sahip olduğu enerjilerdendir.

Kabe’de ise ruhani duyarlılığı yüksek ve kalbi uyanık kimseler için bu enerji muhteşem düzeydedir. Pek çok müslüman Kabe nin duvarına yaklaşırken hayatının en değişik ve özel anlarını yaşadıklarını vurgulamaktadırlar. Kendini şartlamakla insan ancak hayalgücünde üretebileceği türden bir hal yaşayabilir. Fakat hiç tatmadığı bir şeyi, yerden göğe çekilirmişcesine tatmak hayalgücü ile olabilecek bir iş değildir. Fakat vücut bu enerji düzenine bir kaç gün içinde alışır ve ilk alana girildiği andaki tesiri hissedilmez olur. Her insan kendi algı kapasitesine göre belli bir ruhani güce kavuşur Kabe ye varıldığında.

LEY HATLARI NE ZAMAN VE NASIL KEŞFEDİLDİ ?

Bedeni saran sinir sisteminde akmakta olan biyo-elektrik enerji gibi yeryüzünün altından da gezegeni enlemesi ve boylamasına geçen, nedeni şu an için tam olarak bilinmese bile dünyanın iç dinamiğiyle ilgili olduğu düşünülen, etkisi tamamen kanıtlanmış olan seyyal enerji damarları (elektrik akımları) bulunmaktadır. Bu enerji çizgileri de akupunktur noktalarında olduğu gibi belli bölgelerde kesişerek daha güçlü enerji noktaları oluşturmakta, dolayısıyla bu enerji de düzenli ya da düzensiz davranış biçimlerine göre pozitif ve negatif (kara) radyasyon akımları olarak adlandırılmaktadır. Buna, Çinliler “ejderha”, Keltliler “peri” İngilizler “Ley hatları” adını verirken çeşitli kültürler, varlığını tespit ettikleri bu şeyi farklı isimlerle anmaktadırlar.

Bu konuyla ilgili bir başka deneyde de radyetesi uzmanı Bill Louis, Londra Emperial Kolejden Dr. Eduardo Balonovski ve ünlü bilim adamı Fizik ve Matematik Profesörü John Taylor’la birlikte güney Galler’de bir nehir kenarında bulunan 4 metrelik tarih öncesi bir taşı incelediklerinde Bill, bu taştan zamanla değişen bir manyetik alanın varlığını hissetmeye başlar. Bill’ in akabinde Taylor ve Balanovski, bu taşı Gauss-metre (manyetik ölçerle) ölçtüklerinde bu alanın İngiltere’ ye ait olan 0,47 gaussluk değerinin üzerinde olduğunu, ayrıca bu enerjinin spiral biçimde uzaya doğru yayıldığını tespit etmişlerdir. Ley hatları üzerine konulan taşların tesadüfi olarak belli hizalarda ve mesafelerde konumlandırıldığını düşünen bazı matematikçiler de iddialarını bilgisayar yardımıyla kanıtlamak için yaptıkları araştırmaların sonuçları karşısında büsbütün şok geçirmişlerdi. Çünkü, matematiksel olarak da bu taşların tesadüfi yerleştirilemeyeceği net olarak görülmüştü. Aynı şekilde 1900’ lü yılların başında Greenwich Rasathanesi müdürü Sir Norman Lockyer ile 30’lu yıllarda Oxford Üniversitesi Mühendislik Bölümünden Prof. Alexandre Thom da çok geniş çaplı araştırmalarda bu taşların ley hatları boyunca tesadüfi olarak yerleştirilmediğini kanıtlamışlardır. 80’ li yılların başında Arkeoloji Enstitüsünde araştırmacı olan inorganik kimyacı Dr. Don Robbins de taşlardan kurulu dairesel yapıların çeşitli (E-M) enerji yayımladıklarını bilimsel olarak tespit etmiştir. Dr. Robinson’ un keşfettiği, sadece bununla sınırlı değildi. Bunun yanında bu taşlardan gece ve gündüzün eşit olduğu Mart ve Eylül gün dönümlerinde çok daha yüksek frekanslı dalga yayınımı olduğunu, topraktaki radyoaktivite oranının daire dışında olana oranla çok çok düşük bulunduğunu ve bu taş yapıdaki enerjinin uzaydan gelerek dünyaya kadar inen kozmik ışınları (1) durdurup koruyucu bir kalkan gibi hep bu dairenin dışında tuttuğunu da belirlemiştir.

Kaynakça:Fiz. Müh. Kenan KESKİNHayrettin Zor; Çok Yönleri İle Rüya.Discovery Channel; Discovery Magazine

LEY HATLARININ OLUŞUMU
Yerkürenin yüzeye yakın katmanlarında, örneğin dıştan ilk 400 km'sinde etkin olduğu düşünülen ama yeryüzüne yaklaştıkça şiddetinin arttığı bilinen, en az 11 adet dönel elektrik alanların ve dolayısı ile bu alanların indüklediği elektrik akımlarının varlığını ölçerek biliyoruz. Bu dönel alanların büyüklükleri yaklaşık olarak onar milyon km² dir. Bu akımlar; ------------------------------------------atmosferdeki iyonosferden elektromagnetik olarak, -artı eksi 80 derece paralelleri civarında oluşan Aurora Borealis ve Aurora Australis boşalmalarından statik elektrik olarak, -Yerkabuğunda 100 km ila 300 km derinlikler arasındaki yarı ergimiş gibi hareketli olan Astenosfer katmanının, konsentrasyon farklarının indüklediği yer altı foucoult akımlarından, -Borneo + Kongo + Amazon yağmur ormanlarındaki yıldırım deşarjlarından oluşan elektrostatik yük kazanımlarından ve -hidroelektrik, termik, rüzgar ve nükleer santraların geri dönen enerji topraklamalarından …. Beslenir. -Bunlara, tam deprem anında kopma gerilmesine ulaşan kuvars kristalli kayaçların piezoelektrik deşarjları da ilave olur. ------------------------------------------Bu son grubu ilgi alanımız deprem olduğu için ayrıca ilave ettim. Aslında piezoelektrik deşarjlar da diğer tellürik kaynaklardan soyutlanamaz.
İşte bu doğal doğru akımlar "Tellürik Akımları"nı, bu doğal akımların rezonans periyodlarda salınım yapması ise doğal "Deplasman Akımları"nı, bu salınan akımların rotasyonelinde oluşan ikincil alanlara ise Magnetotellürik alanlar adı verilir. Bunlardan yararlanılarak Jeofiziksel ölçüm teknikleri geliştirilmiştir. Salınım olayının nedeni ise iyonosferdeki hidromagnetik parçacık tuzaklanmasıdır.
Bu doğal tek yönlü ve çift yönlü olabilen akımlar, sonuçta elektrik akımları olup, içinden geçtiği ortamın doğal elektriksel direncine karşı ilerler. Bu yüzden Yerkabuğu içerisinde salınan ya da akan bu akımlar, su gibi en kolay akabilecekleri yolu seçerler. Yani alınan yolun uzunluğu önemli olmayıp kolaylığı daha önemlidir. Bu yüzden Tellürik akımlar ve Deplasman akımları, iletkenliği çevresine göre daha yüksek, ya da direnci çevresine göre daha düşük olan yolları seçerler. Yani kanalize olurlar. Bu kanallar genellikle içerisinde bol metal oksitler bulunan kayaçları, bol tuzlu su içeren kayaçları ve tabiidir ki maden yataklarını takip ederler.
Yani bizim bildiğimiz bir enerji türü, yine bizim direncini ölçebildiğimiz için bildiğimiz yolları takip ederek akarlar. İşte size bunlar da bilimsel Ley hatları. Bu akımların ise tanımlamalarından görüleceği gibi, eski harabeleri takip etmek gibi sanatsal ve entelektüel bir alışkanlıkları yoktur. Ama fizik bilmeyen, çok sayıda saygıdeğer entelektüel kişilikler var aramızda. İşte onlar bazan çevrelerinde olagelen ve fakat geniş halk kitlelerinin dikkatini çekmeyen bir şeyleri fark ederler.
Prof.Dr.Uğur KAYNAK* Kocaeli Üni. Emekli Öğretim Üyesi, Anadolu Çevre Asamblesi II Başkanı.




Tanıtım Filmi ve Sosyal Medya Yönetimi için doğru Reklam Ajansı "Sosyal Ajansım"
http://www.sosyalajansim.com

Altın oran, kabe, Kutsal Gizemler gibi eserleriyle uluslararası üne sahip olan yönetmen Erdem Çetinkaya'nın sahibi olduğu Mivafilm ve SosyalAjansim sizin için mükemmel bir tanıtım stratejisi oluşturabilir.
REFERANSLARIMIZ
T.C. Milli Savunma Bakanlığı – TAI – TUSAŞ (Atak Helikopterleri)
T.C. Milli Kütüphane (Tanıtım Filmleri ve Kurumsal Kimlik…)
Ankara Yıldırım Beyazıt Devlet Üniversitesi Tanıtım Filmleri
Kanal İstanbul Projesi 2012 Tanıtımı – İnanlar İnşaat
Wild Dragon Energy Drink – Avusturya
Xibe Energy Drink – Almanya
ŞikayetVar .com / Termikel/ Atv / TRT ve daha niceleri
Dünyanın en çok izlenen İslam Belgeseli (Kutsal Gizemler I ve II)
ERIC ROBERTS-Sinema Filmi-Özel Efektleri(Westbrick Murders)
Kozmik Sır – Bilim Kurgu Sinema (Başlıyor) ve çok daha fazlası…

HER KİŞİYE AYDA 1OOO USD - DÜNYADA FAKİR KALMAZDI; ZENGİN DE DAHA ZENGİN OLURDU

Geçmişte tefeciler vardı. Zamanla daha güçlü olmak ve ekonomide daha etkin olabilmek için birleştiler ve bankaları kurdular. Bu şekilde devletler tarafından da korunacak yasal bir görünüme sahip olacak aynı zamanda küçük sermaye sahibi tefecilerin faaliyet göstermesini de yasal yollarla devlet üzerinde baskı kurup engellemişlerdi.

Görüyoruz ki yüklü miktarda parası olan hemen herkes bankaya koşuyor ve birikimini faizde değerlendiriyor. Peki bankalar ve faiz sistemi olmasa ne olurdu? Bunun yerine insanlar gayrimenkül alımı, ticari yaşama atılma, ortaklık gibi seçeneklere mecburen başvurmak zorunda kalacaklardı, çünkü paranın sürekli eksilmesi yada değer kaybetmesi HOŞLARINA GİTMEYECEKTİ.

Ülkemizden 5-10 milyar dolar dışarı çıksa görüyoruz ki sistemin dengesi bozuluyor, esnaf kepenk kapatıyor ve fakirlikten isyanlar çıkıyor. Fakat günümüzde bankalarda atıl halde bekletilen ve kullanılmayan paranın miktarı yüzlerce milyar dolar civarındadır. 10 milyar dolarlık yatırım ülkemize girdiğinde ekonomi canlanıp işsizlik azalabiliyor. BU durumda yüzlerce milyar doların bankalardan çıkarak ekonomiye döküldüğünde neler olur? Her malın kıymeti artar ve üretim ihtiyacı sanayi sektöründe muhteşem bir büyümeyi de beraberinde getirir. İşgücü ücretleri üretime olan ihtiyaç nedeni ile yükselerek olması gereken refah düzeyine ulaşılır.

Zenginliğini bankaya gömmek ve aylık faiz yemek yerine; artık böyle bir imkan kalmadığı için nasıl sermayesini değerlendirebileceğini düşünen girişimci ve üretken insanlar doğar.

Peki bunca olumlu yanına rağmen faiz sistemi hala nasıl desteklenir ve hakkında olumlu propoganda yapılır.

Çünkü bankalar ve faizden para kazanan kimseler bu sistem aracılığıyla paranın tek elde toplanmasına, fakir ile zengin arasındaki gelir uçurumunun korku verici boyutlara ulaşmasına neden olmuşlardı. Devlet, medya ve eğitim üzerinde çok büyük etkileme ve baskı gücüne sahipti. Tüketimi teşveik etmek için her türlü yola başvurdular. Şehvet dolu reklamlar, geliri birkaç yüz milyon olan bir işçiye onlarca kredi kartı, devlet güvenceleri…

(BAKARA suresi 275. ayet)

Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, «alışveriş de faiz gibidir» demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.


Peki şimdi durum nedir? Zengin bankalar ve fakir çökmüş bir halk. Pek çok intahar ve aile yıkımının nedeni ödenemeyen kredi kartlarıdır. İnsanlar aceleciliklerinden ötürü almak için para biriktirmesi gereken şeyleri olması gerekenden çok daha fazlasını ödeyerek kredilerle sahip olmaya çalışmaktadırlar.

Japonya da devlet tüketimi özendirmek için 0 faize borç vermiştir vatandaşlarına. Faiz batağında herkesi binlerce dolar borç altında kalmış halkımız eğer faiz sistemine karşı çare almak isterse sağlıklı bir politika ile güçlü ve faiz ödemeyen bir devlete kavuşabilir. Böylece devlet ihtiyaç duyan herkese işletmesi ve kamusal faydası ölçüsünde şahsi yada ticari krediler açabilir o faizle ve uzun geri ödemeli.

Halkımız faize öyle borçludur ki tüm mal varlığını satsa ödeyemez hale getirilmiştir. Uluslararası arenada borçlu olduğumuz ülkelerin gizli tehditleri ile karşılaşmakta ve eğer çökmek istemiyorsak boyun eğmek zorunda bırakılmaktayız.

Eğer bankalardaki inanılmaz miktardaki servetler ticaret hayatına aksa faizden çekilerek herkes ihtyiacı olan sermaye ortaklarını ve finansmanı rahatlıkla bulacak ve her yer parasını akıllı yatırımlarda değerlendirmek isteyen sermaye sahipleriyle dolacaktır.

Dünyanın en güçlü devletleri faizin en düşük hatta neredeyse hiç yokmuş kadar düşük olduğu devletleridir. Bu ülkelerde dahi faizin sıfıra yaklaşması güven ve gücün sembolu olarak algılanmaktadır.

ZEKAT MUCİZESİ

Ülkemizdeki zengin kişilere ait servetin kırkta biri kendisine zekat düşmeyen kimselere eşit olarak dağıtılsa idi bazı tahminlere göre 600 milyar dolarlık servetin 50 milyon kişiye bölümü olan 12000 usd her yıl her türkiye vatandaşına dağıtılacaktı. Yani 5 kişilik bir aileye 60 bin dolar yıllık yardım yapılacaktı. O aile de harcama yaparak talep.. talepde arz doğuracaktı. Sistemli ve önceden tedbirleri alınmış şekilde zekat emrinin uygulanması ekonomide müthiş bir canlanma getirir. Bu da sermaye sahiplerine fazlasıyla geri döner.

Zekat, zengin kimselerin ( serveti belli bir altın değerine ulaşmış olanlar ) malı elde etmelerinden itibaren bir yıl geçtikten sonra bunun kırkda birini fakirlere vermesidir. Sadaka ise zengin yada fakir herkesin gücü ölçüsünde bir zeytin yada hurma tanesi ile bile iyilik etmeye çaba sarfetmesidir. Bunu yapamayanın en azından güleryüzlü ve güzel sözlü olmasının da sadaka yerine geçeceği belirtilir. Eğer bu sistem uygulansa idi. Yani zenginler mallarının kırkda birini her sene en fakirden başlamak üzere paylaştırsalardı şunlar olacaktı :

1 ) Dünyada tek bir aç insan insan kalmayacak, o gözlerimizi yaşlarla dolduran afrikada açlar, sokakta yatan kimsesizler, yaşlanıp sokağa atılmış ihtiyarlar ve çadırlarda yatanlar olmayacaktı. Böylece insanoğlu büyük bir ayıptan kurtulmuş ve kendini bir miktar temizlemiş olacaktı. Hem de zenginlerin zenginliği bu sistemle asla bitmeyecekti, çünkü hiç malı artmasa bile malın tamamen bitmesi matematiksel olarak imkansızdır. Malın dörtte birine inmesi bile yüzyıldan fazla zaman alır.

2 ) Terörizmin kaynağı cehalet ve fakirliktir. Hangi topluma bakarsanız bakın maşa olarak kullanılan eyleme gönderilen kimseler ayaktakımından ve cahil kişilerden seçilerek beyinleri yıkanmaktadır. Zengin kimseler ancak onları sıcak yataklarından ve lüks villalarından yönetmektedir. ( Savaş hallerinde misilleme olarak size saldıran askeri birliklere yapılan eylemler haklıdır, nefsi müdafadır ) Böylelikle terör büyük ölçüde yok olur ve fakirlikten, cehaletten kurtulan ülkeler dünyanın gelişmiş ülkeleri gibi savaşmak yerine iletişime ve birbiriyle ticari ilişkiler kurmaya çalışırdı. Bilim ve teknik yaygınlık kazanırdı.

3 ) Fakirlerin ve aciz kişilerin zenginlere olan düşmanlıkları kaybolur onlara minnet duyguları besleyerek gönüllü savunucuları ve sevenleri olurlardı. Böylelikle toplumda ki dirlik güç kazanırdı.

3 ) Hırsızlık, gasp, adam öldürme ve yaralama gibi suçlar belki hemen hemen hiç kalmayacak şekilde azalırdı ve her yerde güven hasıl olurdu.

4 ) İnsanların üzerindeki lanet inşallah kalkar ve gelmesi beklenen büyük felaketler gelmez olurdu.

5 ) Her içtenlikle veren insanın yüreğinde bir incelme olur. Aslında veren vermiş değil. Kalbine türlü türlü hazineler katmış ve asalet duygusunu olması gerektiği gibi tatmış ve insanları sevindirmiştir. İçindeki uhrevi duyguların uyanmaya başlaması ile kendini temizlenmiş hisseder ve iyiye daha güçlü yönelir. Bu ise satın alınabilecek bir hazine değildir. Nefsani zevkler tende hissedilirken, uhrevi zevkler kalbin ta derinlerinde en güçlü şekilde hissederler ve her iyi insan kabul eder ki, vermenin ve paylaşmanın zevki tüm zevklerden büyüktür. Allah dahi vermeyi sevdiği için almak isteyen sonsuz isteklerle dolu bir varlıklar alemi yaratmıştır.

6 ) İnsanlar açlıktan ve fakirlikten korkmaz oldukları için artık felsefe, sanat ve bilimle çevresel meselelerle daha yakından ilgilenecek böylelikle pek çok sanatçı, düşünür ve bilimadamı çıkacaktır. Bu gelişmeler insanların yaşam kalitesini ve mutluluğunu artıracaktır.

7 ) Biliyoruz ki tüm insanlık tek bir vücuttur. Ayak parmağındaki bir mikrop alma durumu ( örneğin bir ortadoğu ülkesinin terör ve açlığa teslim olması, cehalete teslim edilmesi ) bunun bütün vücudu rahatsız eder. Nitekim etmiştirde. Dünyanın heryerinde kendini dışlanmış gören toplum ve kitleler, bazı güçlü guruplar tarafından kullanılarak terör öğrütleri haline dönüştürülmüş sömürülmüştür. Aynı zamanda toplumun içindeki fakir ve cahil kimseler de gasp ve hırsızlık, cinayet, tehdit gibi suçlar işleyerek parmakta başlayan mikrobun tüm vücuda yayılarak kansere dönüşmesine sebep olabilmektedir. Toplumlar ne kadar isterse istesin kangren olmuş bir organlarını kesip atamazlar. Çünkü Allah bizler cimrilikten ve insanlıktan çıkma ayıbımızdan temizlenmedikçe onu bize bela olarak seçecek; nasıl bir kanser yada aids virusu şekil değiştire değiştire gizlenip saldırmaya bin türlü savunma mekanizmasıyla hayatta kalmayı başarıyorsa onlarda yaşamaya devam edecklerdir. Biri gitse bir başka bela gelecektir. En büyük yanılgı ise toplum ve devletlerin zekat kuralını uygulamayarak karlı çıktıklarını zannetmeleridir. En küçük bir savaşta yada emniyet güçlerine ayrılan dev bütçeler göstermektedir ki, zekatla verilenin üç beş katı insanların cebinden huzurlarıyla birlikte çkıp gitmektedir. Şu an rahat olmanız böyle devam edeceği anlamın gelmez. Birinin bıçağı boğazına batırmasını beklemeden önlem alın. Çünkü o kanda sizin de suçunuz olacak. Uzakta bir kadın işkenceyle öldürülse bunda sizinde payınız olacak. Artık görmeyecek miyiz ? Biz bir bütünüz. Bir deniz gibi damlalar toplamıyız.

8 ) Zekattan elde edilen milyarlarca dolarlık kaynak halka dağıtıldığında bu ekonomide bir kayıp olmayıp tam tersine piyasanın canlanmasına, tüketimin arkasından dolaylı olara üretim ve kazancın artamsınıda beraberinde getirecektir. Yani ticaret yapan zengin işletmeler milyonlarca yeni müşteri kazanacaklar ve belki de eskisine nazaran çok daha fazla kazanacaklardır. Kur’an da zekatta bereketin ve bir temizlenmenin gizli bulunduğu belirtilmektedir.