Müslümanlardan gücü yeten herkes her yıl kurban keserek üçte ikisini fakirlere ve komşularına dağıtmaları ilahi bir emirdir. Batı dünyasında art niyetli medya milyonlarca hayvanın kesilişini bir katliam olarak kamuoyuna duyurur ve islamı karalamaya çalışır.
Fakat müslüman ülkelerin pek çoğunda yıllık kırmızı et tüketimi 2-16 kg civarında avrupa ve amerikada ise 70-90 kg civarındadır. Bu durum şu anlama gelir ki, müslümanlar batı dünyasının beşte birinden daha az hayvanı öldürmektedirler.
Ayrıca insan bedeni belli bir miktarda kırmızı et tüketimine ihtiyaç duymaktadır; sağlıklı gelişmesi ve yaşaması için. Ancak Kurban Bayramlarında fakir halk sağlıklı yaşaması için gerekli et miktarını yeterli oranda tüketilebilmektedir.
Fakat bazı eleştiriler vardır ki haklı olan bunlar da suç, dinin değil insanlarındır. Örneğin; Kurban kanının iyi temizlenmemesi, sokaktaki çöplere artıkların doldurulması vs. Ancak modern müslüman toplumlarda artık kesimler, denetim altında özel alanlarda uzmanlar tarafından yaptırılmaktadır. Çevreyi kirleterek rahatsız edenlere cezalar verilmektedir. Temiz olmak ise islamın en büyük emirlerinden birisidir.
Kurban kesiminde fakir halka et dağıtılarak insanların leziz yemekler yemesi ve sağlıklı beslenmesinin sağlanmasından önemli başka hususlarda vardır. Ölüm hayatın en büyük gerçeğidir. İnsanın her an ölebileceği düşüncesini yitirmeden, hayatındaki her saniyeyi kıymetini bilerek ve en yüksek verimle kullanması gerekmektedir. İnsanlar öleceklerini elbette bilirler fakat buna karşı duyarsız durumdadırlar. Kurban bayramında eğer isterse bir kişi kesim alanına giderek görevli kişilerin kesimine şahit olabilir yada tekniğini öğrendikten sonra küçükbaş bir hayvanı öldürebilir. Bu insan ne kazandırır?
Çocukluk yıllarımda ilk kez bir koyunun kesilişini görmüştüm. Her çocuğa olduğu gibi bende de panik yaratmıştı bu görüntüler. Fakat ölümün ne demek olduğunu ve kaçışı olmayan bu durumu düşündükçe ne yapmam gerektiğini, hayata ve ölüme nasıl hazırlanmam gerektiğini daha derinden düşünmeye ve ikisine de saygı duymaya başladım. Yaşam da ölümde bir gerçekti. Her yıl bu görüntüleri gördükçe tesiri bende azalmaya başladı artık görünce korkmuyordum. Bu bana kaza anlarında, vücudumda bir yer kesilip kan gördüğümde ve benzeri durumlarda daha soğukkanlı olma yeteneği kazandırdı. Allah böyle emretmiş ve canlıların ölüsünü de kıymetli kılıp toprak olmadan evvel yenilerek değerlendirilmesini uygun görmüştü. Kainatta herşey değerliydi ve hiç bir şey çöpe atılmıyordu.
Birgün ateist bir arkadaşım kurban kestiğimiz için bize “siz vahşisiniz, nasıl kıyıyorsunuz o zavallı hayvanlara” demişti. Ona hiç et yeyip yemediğini sordum. Cevabından anladım ki benden en az on kat fazla et yiyor. Herhalde kendi yediği etlerin hayvanlardan değilde ağaçtan toplandığını zannediyordu. Bunun gibi pek çok islam düşmanı hiç düşünmeden bazen de komik duruma düşerek suçlamalarda bulunmaktadır. Bir eleştiri de bu sefer bilgisiz bir müslümandan gelmişti. Hayvanların neden boğazını kestiğimizi, bunun yerine elektrik yada iğne gibi daha az acı veren yöntemler kullanmadığımızı soruyordu.
Hayvanın boğazındaki damarlarının kesilmesi vücudundaki kanın en hızlı ve uygun şekilde boşaltılmasını sağlamaktadır. Kan hem sağlığa zararlı hem de etin tadını bozucudur. Diğer yöntemlerde bu mümkün olmamaktadır. Elektrik yada zehir verildiği zaman hayvanın acı çekmediği ise sadece bir zandır. Zehirlenmiş hayvanı yiyen kişi elbette zehirlenecektir. İnsanlar bilgilendikçe Allah’ın Kuran yoluyla verdiği emirlerine olan hayranlıkları ve bağlılıkları artacaktır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder