1 Mayıs 2008 Perşembe

HER KİŞİYE AYDA 1OOO USD - DÜNYADA FAKİR KALMAZDI; ZENGİN DE DAHA ZENGİN OLURDU

Geçmişte tefeciler vardı. Zamanla daha güçlü olmak ve ekonomide daha etkin olabilmek için birleştiler ve bankaları kurdular. Bu şekilde devletler tarafından da korunacak yasal bir görünüme sahip olacak aynı zamanda küçük sermaye sahibi tefecilerin faaliyet göstermesini de yasal yollarla devlet üzerinde baskı kurup engellemişlerdi.

Görüyoruz ki yüklü miktarda parası olan hemen herkes bankaya koşuyor ve birikimini faizde değerlendiriyor. Peki bankalar ve faiz sistemi olmasa ne olurdu? Bunun yerine insanlar gayrimenkül alımı, ticari yaşama atılma, ortaklık gibi seçeneklere mecburen başvurmak zorunda kalacaklardı, çünkü paranın sürekli eksilmesi yada değer kaybetmesi HOŞLARINA GİTMEYECEKTİ.

Ülkemizden 5-10 milyar dolar dışarı çıksa görüyoruz ki sistemin dengesi bozuluyor, esnaf kepenk kapatıyor ve fakirlikten isyanlar çıkıyor. Fakat günümüzde bankalarda atıl halde bekletilen ve kullanılmayan paranın miktarı yüzlerce milyar dolar civarındadır. 10 milyar dolarlık yatırım ülkemize girdiğinde ekonomi canlanıp işsizlik azalabiliyor. BU durumda yüzlerce milyar doların bankalardan çıkarak ekonomiye döküldüğünde neler olur? Her malın kıymeti artar ve üretim ihtiyacı sanayi sektöründe muhteşem bir büyümeyi de beraberinde getirir. İşgücü ücretleri üretime olan ihtiyaç nedeni ile yükselerek olması gereken refah düzeyine ulaşılır.

Zenginliğini bankaya gömmek ve aylık faiz yemek yerine; artık böyle bir imkan kalmadığı için nasıl sermayesini değerlendirebileceğini düşünen girişimci ve üretken insanlar doğar.

Peki bunca olumlu yanına rağmen faiz sistemi hala nasıl desteklenir ve hakkında olumlu propoganda yapılır.

Çünkü bankalar ve faizden para kazanan kimseler bu sistem aracılığıyla paranın tek elde toplanmasına, fakir ile zengin arasındaki gelir uçurumunun korku verici boyutlara ulaşmasına neden olmuşlardı. Devlet, medya ve eğitim üzerinde çok büyük etkileme ve baskı gücüne sahipti. Tüketimi teşveik etmek için her türlü yola başvurdular. Şehvet dolu reklamlar, geliri birkaç yüz milyon olan bir işçiye onlarca kredi kartı, devlet güvenceleri…

(BAKARA suresi 275. ayet)

Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, «alışveriş de faiz gibidir» demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.


Peki şimdi durum nedir? Zengin bankalar ve fakir çökmüş bir halk. Pek çok intahar ve aile yıkımının nedeni ödenemeyen kredi kartlarıdır. İnsanlar aceleciliklerinden ötürü almak için para biriktirmesi gereken şeyleri olması gerekenden çok daha fazlasını ödeyerek kredilerle sahip olmaya çalışmaktadırlar.

Japonya da devlet tüketimi özendirmek için 0 faize borç vermiştir vatandaşlarına. Faiz batağında herkesi binlerce dolar borç altında kalmış halkımız eğer faiz sistemine karşı çare almak isterse sağlıklı bir politika ile güçlü ve faiz ödemeyen bir devlete kavuşabilir. Böylece devlet ihtiyaç duyan herkese işletmesi ve kamusal faydası ölçüsünde şahsi yada ticari krediler açabilir o faizle ve uzun geri ödemeli.

Halkımız faize öyle borçludur ki tüm mal varlığını satsa ödeyemez hale getirilmiştir. Uluslararası arenada borçlu olduğumuz ülkelerin gizli tehditleri ile karşılaşmakta ve eğer çökmek istemiyorsak boyun eğmek zorunda bırakılmaktayız.

Eğer bankalardaki inanılmaz miktardaki servetler ticaret hayatına aksa faizden çekilerek herkes ihtyiacı olan sermaye ortaklarını ve finansmanı rahatlıkla bulacak ve her yer parasını akıllı yatırımlarda değerlendirmek isteyen sermaye sahipleriyle dolacaktır.

Dünyanın en güçlü devletleri faizin en düşük hatta neredeyse hiç yokmuş kadar düşük olduğu devletleridir. Bu ülkelerde dahi faizin sıfıra yaklaşması güven ve gücün sembolu olarak algılanmaktadır.

ZEKAT MUCİZESİ

Ülkemizdeki zengin kişilere ait servetin kırkta biri kendisine zekat düşmeyen kimselere eşit olarak dağıtılsa idi bazı tahminlere göre 600 milyar dolarlık servetin 50 milyon kişiye bölümü olan 12000 usd her yıl her türkiye vatandaşına dağıtılacaktı. Yani 5 kişilik bir aileye 60 bin dolar yıllık yardım yapılacaktı. O aile de harcama yaparak talep.. talepde arz doğuracaktı. Sistemli ve önceden tedbirleri alınmış şekilde zekat emrinin uygulanması ekonomide müthiş bir canlanma getirir. Bu da sermaye sahiplerine fazlasıyla geri döner.

Zekat, zengin kimselerin ( serveti belli bir altın değerine ulaşmış olanlar ) malı elde etmelerinden itibaren bir yıl geçtikten sonra bunun kırkda birini fakirlere vermesidir. Sadaka ise zengin yada fakir herkesin gücü ölçüsünde bir zeytin yada hurma tanesi ile bile iyilik etmeye çaba sarfetmesidir. Bunu yapamayanın en azından güleryüzlü ve güzel sözlü olmasının da sadaka yerine geçeceği belirtilir. Eğer bu sistem uygulansa idi. Yani zenginler mallarının kırkda birini her sene en fakirden başlamak üzere paylaştırsalardı şunlar olacaktı :

1 ) Dünyada tek bir aç insan insan kalmayacak, o gözlerimizi yaşlarla dolduran afrikada açlar, sokakta yatan kimsesizler, yaşlanıp sokağa atılmış ihtiyarlar ve çadırlarda yatanlar olmayacaktı. Böylece insanoğlu büyük bir ayıptan kurtulmuş ve kendini bir miktar temizlemiş olacaktı. Hem de zenginlerin zenginliği bu sistemle asla bitmeyecekti, çünkü hiç malı artmasa bile malın tamamen bitmesi matematiksel olarak imkansızdır. Malın dörtte birine inmesi bile yüzyıldan fazla zaman alır.

2 ) Terörizmin kaynağı cehalet ve fakirliktir. Hangi topluma bakarsanız bakın maşa olarak kullanılan eyleme gönderilen kimseler ayaktakımından ve cahil kişilerden seçilerek beyinleri yıkanmaktadır. Zengin kimseler ancak onları sıcak yataklarından ve lüks villalarından yönetmektedir. ( Savaş hallerinde misilleme olarak size saldıran askeri birliklere yapılan eylemler haklıdır, nefsi müdafadır ) Böylelikle terör büyük ölçüde yok olur ve fakirlikten, cehaletten kurtulan ülkeler dünyanın gelişmiş ülkeleri gibi savaşmak yerine iletişime ve birbiriyle ticari ilişkiler kurmaya çalışırdı. Bilim ve teknik yaygınlık kazanırdı.

3 ) Fakirlerin ve aciz kişilerin zenginlere olan düşmanlıkları kaybolur onlara minnet duyguları besleyerek gönüllü savunucuları ve sevenleri olurlardı. Böylelikle toplumda ki dirlik güç kazanırdı.

3 ) Hırsızlık, gasp, adam öldürme ve yaralama gibi suçlar belki hemen hemen hiç kalmayacak şekilde azalırdı ve her yerde güven hasıl olurdu.

4 ) İnsanların üzerindeki lanet inşallah kalkar ve gelmesi beklenen büyük felaketler gelmez olurdu.

5 ) Her içtenlikle veren insanın yüreğinde bir incelme olur. Aslında veren vermiş değil. Kalbine türlü türlü hazineler katmış ve asalet duygusunu olması gerektiği gibi tatmış ve insanları sevindirmiştir. İçindeki uhrevi duyguların uyanmaya başlaması ile kendini temizlenmiş hisseder ve iyiye daha güçlü yönelir. Bu ise satın alınabilecek bir hazine değildir. Nefsani zevkler tende hissedilirken, uhrevi zevkler kalbin ta derinlerinde en güçlü şekilde hissederler ve her iyi insan kabul eder ki, vermenin ve paylaşmanın zevki tüm zevklerden büyüktür. Allah dahi vermeyi sevdiği için almak isteyen sonsuz isteklerle dolu bir varlıklar alemi yaratmıştır.

6 ) İnsanlar açlıktan ve fakirlikten korkmaz oldukları için artık felsefe, sanat ve bilimle çevresel meselelerle daha yakından ilgilenecek böylelikle pek çok sanatçı, düşünür ve bilimadamı çıkacaktır. Bu gelişmeler insanların yaşam kalitesini ve mutluluğunu artıracaktır.

7 ) Biliyoruz ki tüm insanlık tek bir vücuttur. Ayak parmağındaki bir mikrop alma durumu ( örneğin bir ortadoğu ülkesinin terör ve açlığa teslim olması, cehalete teslim edilmesi ) bunun bütün vücudu rahatsız eder. Nitekim etmiştirde. Dünyanın heryerinde kendini dışlanmış gören toplum ve kitleler, bazı güçlü guruplar tarafından kullanılarak terör öğrütleri haline dönüştürülmüş sömürülmüştür. Aynı zamanda toplumun içindeki fakir ve cahil kimseler de gasp ve hırsızlık, cinayet, tehdit gibi suçlar işleyerek parmakta başlayan mikrobun tüm vücuda yayılarak kansere dönüşmesine sebep olabilmektedir. Toplumlar ne kadar isterse istesin kangren olmuş bir organlarını kesip atamazlar. Çünkü Allah bizler cimrilikten ve insanlıktan çıkma ayıbımızdan temizlenmedikçe onu bize bela olarak seçecek; nasıl bir kanser yada aids virusu şekil değiştire değiştire gizlenip saldırmaya bin türlü savunma mekanizmasıyla hayatta kalmayı başarıyorsa onlarda yaşamaya devam edecklerdir. Biri gitse bir başka bela gelecektir. En büyük yanılgı ise toplum ve devletlerin zekat kuralını uygulamayarak karlı çıktıklarını zannetmeleridir. En küçük bir savaşta yada emniyet güçlerine ayrılan dev bütçeler göstermektedir ki, zekatla verilenin üç beş katı insanların cebinden huzurlarıyla birlikte çkıp gitmektedir. Şu an rahat olmanız böyle devam edeceği anlamın gelmez. Birinin bıçağı boğazına batırmasını beklemeden önlem alın. Çünkü o kanda sizin de suçunuz olacak. Uzakta bir kadın işkenceyle öldürülse bunda sizinde payınız olacak. Artık görmeyecek miyiz ? Biz bir bütünüz. Bir deniz gibi damlalar toplamıyız.

8 ) Zekattan elde edilen milyarlarca dolarlık kaynak halka dağıtıldığında bu ekonomide bir kayıp olmayıp tam tersine piyasanın canlanmasına, tüketimin arkasından dolaylı olara üretim ve kazancın artamsınıda beraberinde getirecektir. Yani ticaret yapan zengin işletmeler milyonlarca yeni müşteri kazanacaklar ve belki de eskisine nazaran çok daha fazla kazanacaklardır. Kur’an da zekatta bereketin ve bir temizlenmenin gizli bulunduğu belirtilmektedir.

Hiç yorum yok: